El-Deir Manastırı

Daha önceleri adını duyduğum ancak görmek için bir gün yolumun Ürdün’e düşmesini dört gözle beklediğim bir yer vardı.

Nebatilerin kayıp kenti idi Ürdün Petra’da bulunan bu yer, kartpostalların tamamına serpilse ve her gün baksam yine de güzelliğine doyamayacağım bir yerdir. Nebatiler, aslen Arap kökenli göçebe bir kabiledir. MÖ 400 ile MS 106 yılları arasında kurdukları bu antik kent, kendi dönemi içerisinde ticaret merkezinin krallığını yapacak hükümde idi ihtişam ve heybetine baktığınızda da bunu çok rahat bir şekilde anlayabiliyorsunuz.

Petra antik kent

Antik Kent Petra, şairlerin şiirlerine de konuk olan bir yerdir. Ohn William Burgon, burası için “Tarihin yarısı kadar yaşlı gül kırmızısı şehir” gibi dizeler kullanmış, farklı şairler farklı şeyler söylemişler. Yani kendi zamanının modern şehri olan Petra, sonraki zamanlarda da kendinden çok fazlasıyla söz ettirmeyi başarmış yerlerden biridir.

Petra antik kent

Petra’nın tarihi ve ticari anlamdaki önemini gözden geçirdiğimiz zaman oldukça ilgi çeken detayların yer aldığını görebiliyoruz. Mesela kendi döneminde Gazze’den Şam’a, Kızıldeniz’den Basra Körfezi’ne kadar geçiş noktası olarak burası kullanılıyordu. Nebatiler, burada yol kontrolleri yapıyorlardı. Merkezi bir noktada olduğu için Ortadoğu ticaretinin ana merkezi olarak kabul edilmişti. Arabistan, Mısır, Suriye, Hindistan, Yunan ve Roma’yı birbirine bağlayan geçiş noktası konumunda olan Petra, Nebatilerin ticaretini de oldukça zengin bir hale getirmişti.

Petra antik kent

O dönemlerde Romalılar ve Helenistik dönem Yunanlılarıyla ve doğuda Perslerle ticari işlerini hallediyorlardı. Tarihine ve geçmişine baktığımızda, antik kent olmasının nedenini çok net bir şekilde anlayabiliyoruz. Günümüzde de antik kentler üzerinde yoğun bir ilginin olması, Petra için daha görülmeye değer bir yer olmasını sağlamaktadır.

 

Gördüğüm güzellikler, Antik Kent Petra’ya ait farklı değerler ve detaylar, gerçekten beni kendine hayran bırakmıştı. Nebatilerin tarihini biraz daha merak ederek, haklarında bilgi almaya devam ediyorum. Nebatiler, kendi dönemlerinde tütsü, yağ ve parfüm konusunda da kendinden oldukça söz ettiren bir şehir hükmünde idi. Bir dönem ticaretin ana merkezi haline gelmesinden dolayı, Petra şehri oldukça kalabalık bir şehir olmuş ve kendi dönemlerinde en yoğun nüfusun yaşandığı bir yer haline gelmişti.

Petra antik kent

Nebatiler, bölgeye uzun süre hakimiyet kurmuşlardı. Ancak dünyanın değişmesi, savaşların başlamasıyla birlikte burası da el değiştirmiş ve kaderinde değişiklikler yaşanmıştır. Nebati Kralı II. Rabbel’in Roma ordusuna yenilmesiyle birlikte, şehir Romalıların eline geçmişti. Bu dönemde Hristiyanların elinde olan egemenliği, bir süre sonra haçlıların daha sonra da Müslümanların eline geçmiştir. Kısacası tarihi bakımdan da oldukça geniş medeniyet ve uygarlıklara ev sahipliği yapan bir şehir olarak karşımıza çıkan Petra Antik kenti, farklı dönemlere ait detayları da üzerinde taşımaktadır.

Petra Royal Tombs

Petra, 1812 yılına kadar kayıp bir şehirdi ve sadece Arap göçebeleri tarafından bilinen bu şehre, İsviçreli gözü pek kâşif Johann Burckhardt gelmişti. Bu dönemden sonra inceleme ve araştırmalar yapılmaya başlanmış ve Petra’nın net tarihi hakkında bilgiler toplanmış ve önemi hakkında daha net bilgiler elde edilmiştir. Bu tarihten sonra kaderi değişen Petra Antik Kenti, UNESCO (Dünya Mirasları Listesi)’ya dâhil edilmiş olup, dünyanın yeni yedi harikası arasına da alınmıştır. Buraya şimdilerde verilen isim “Wadi Musa”dır. Görülmeye değer güzelliklere sahip olan Wadi Musa, turizm dünyasının en çok üzerinde durduğu yerlerden biridir. Mutlaka incelenmesi gereken ve Ürdün gezi turu yapanların, ilk tercihleri arasına alması gereken Antik şehir, görünümü, tarihi ve önemiyle görenleri kendine hayran bırakıyor.

Wadi Musa

Rose City

Antik Kent Petra’da dolaştığınızda her adımında farklı bir güzellik, her yerinde tarihin farklı dokularını görmek mümkündür. 2200 yıllık kayıp bir geçmişe sahip olan Petra’da gezilerime devam ederken Rose City denen yerle karşılaştım. Burası, kayalıklarının verdiği renkten dolayı bu ismi almış. Dokusu, tasarımı ve o zamanın yapılanması olmasına rağmen oldukça hayran bırakan mimarisi, adeta gözlerimi kamaştırdı. Bu kadar güzel bir yerin 2200 yıl boyunca saklı kalmasını anlamak gerçekten çok zor.

Rose City

Her adım başında bir kaya mezarlığı, kumtaşından yapılan amfi tiyatrolar ve diğer detayları gerçek anlamda bir hayranlık beslemek adına yeterli geliyor. Doğrusu hayatımın en muazzam yerini gördüğümü söylesem herhalde abartı olmaz, daha önceki gezi turlarında Endonezya, Malezya ya da diğer yerlerde ilginç yerler görmüştüm fakat burası gerçekten de çok farklı.

The Siq

Bazen tarihi ve antik kentleri incelerken, aslında teknolojinin eskiden beri var olduğunu, günümüzde ise yitik mal olarak yeniden sahiplendiğini düşünüyorum. Petra antik kentin hemen girişinde yer alan The Siq alanı da böyle düşünmemi sağlayan yerlerden bir yerdi. The Siq, şehrin hemen girişinde bir geçit olarak kullanılıyor. Günümüzün KGS, OGS gibi bir sistem olarak da düşünülebilecek bu yer, şehre giriş için mecburi bir güzergâhtı.

The Siq

Dar bir geçişe sahip olan The Siq, 1200 metre uzunluğunda, 5 metre genişliğinde bir yerdir. Ancak yüksekliği oldukça göz dolduruyor. Bazen 9 metre bazen 12 bazen 180 metre yüksekliği bulunan The Siq geçidi, yol güzergâhı boyunca, duvarlarına işlenen figürler ve resimlerle adeta ticaret kervanına yol rehberliği yapan bir yer gibi duruyor. Dünyanın en güzel antik yollarından biri olarak kabul edilen The Siq mutlaka görülmesi gereken yerlerden biridir. Eğer zamanınızı olur ve incelenmeye değer güzelliklerini daha fazla inceleme şansına sahip olursanız, benim gördüklerimden çok daha fazlasını görebileceğinizi söyleyebilirim.

The Siq

Sofistike su taşıma sitemi

Teknoloji konusunda oldukça gelişmiş bir yer olarak görülen bir yer olarak göze hitap eden Petra antik kenti, bir başka yer de Sofistike sutaşıma sistemi The Siq girişinin hemen yanı başında yer alıyor. Burası, su baskınlarına karşı yapılan bir yerdir. O zamanların teknolojisi kullanılarak elde edilen bu yer sayesinde gelen su baskınları Petra antik kentinden tahliye ediliyordu. Yeniden teknolojinin aslında kayıp bir mal olduğunu düşünmeye başlıyoruz. Gerçekten de harika bir yapılanma ile suyun şehre inmesini engelleyen bu yapı, incelenmeye değer güzelliklere sahiplik ediyor. 4,8 m genişlik, 8 m yükseklikteki 30 metre uzunluğundaki Mudhlim Tüneli karmaşık yapısıyla günümüz teknolojisine adeta çalım atar türden karşımıza çıkıyor.

Mudhlim Tüneli

Zamanın oldukça geçmiş dönemlere dayanmasını göz önünde bulundurduğunuzda, böylesine mükemmel yapılanmaların bile kendini göstermesi düşünüldüğünde, yapılar karşısında hayran kalmamak elde değil. Oldukça güzel, mühendislikte, günümüz teknolojisini geride bırakacak düşünce ve fikirler ile su baskınlarına karşı tedbir alan insanların, gerçek teknoloji sahipleri olduğunu düşünmeden edemiyorum.

Mudhlim Tüneli

Tabi bu yapılanmalar, sadece su baskınlarına karşı korunmak için kullanılmamış. Aynı zamanda çöl şartlarında suyun tutulması ve kullanılması adına da yine benzeri sistemler kullanılmış ve Petra antik kentinin su ihtiyacı da bu şekilde karşılanmıştır. Doğrusu harika bir yapılanma, farklı bir güzellik ve şehrin görülmeye değer kılan yönleriyle mükemmel bir yapıya sahip olan Petra, her yönüyle turizm dünyasının üzerinde durması gereken yerlerden biridir. Çöl şartlarının zor olması bir yana bir de 50 dereceyi bulan sıcaklık arasında, su ihtiyacının giderilmesi, kendi dönemlerinde neden ticaret merkezi krallığına sahip olduklarını en iyi şekilde ortaya döküyor.

Mudhlim Tüneli

El-Hazne

Günümüzde yapılan bazı yapıtları incelediğimizde hayret içerisinde bakarız. Mesela İstanbul boğazının ayakta durması, deniz altından köprülerin yapılması, ya da yeni gözde Marmaray hattının inşa edilmesi, aslında bir anlamda hayranlık bırakan yönlere sahiptir. Ancak bu zamanın teknolojisi ile 20 asır öncenin teknolojisi arasında okyanuslar, Nil nehirleri ve Kızıldeniz kadar farkın olduğu açıktır. Buraya kadar her şey olabildiğince düşünülebilecek detaylardan biridir.

El-Hazne

Petra antik kent güzelliklerini gördükçe, bu gün teknolojisinin o günlere göre çok geride kaldığını düşünmeden edemiyorum. The Siq alanını geçip, şehre giriş yaptığınızda, dağların yontularak elde edildiği bir yapı ile karşılaşıyorsunuz. El-Hazne adı verilen bu yer, görülmeye değer güzelliğiyle göz kamaştırıyor. Adeta inşaat ustalarının beton dökerek inşa ettikleri bir yer gibi duran El-Hazne aslında bir mağaranın oyulmasıyla elde edilmiştir. Ama ne var ki kapısındaki düzen ve düzlük bile beni kendine hayran bırakmaya yetiyor. 39 metre yüksekliğinde, 25 metre genişliğinde ve gül kurusu renginde yapılan bu yapı belki de çok uzun yıllar üzerinde durularak elde edilmiş. Ancak günümüze kadar gelmiş olması ve tüm güzelliğiyle hâlâ görenleri kendine hayran bırakması da farklı bir boyutta düşünülmesi gereken detaylardan biridir.

El-Hazne

Tarihi ve egemenlikleri hakkında net fikirler bulunmayan Petra antik kenti, incelendikçe farklı uygarlıkların elinde dönemler içinde kaldığı anlaşılabiliyor. Genellikle Nebatiler, tanrılarının resimlerini çizerken ya da belli objeleri kullanırken, kullandıkları şekiller, kare taş, kutsal meteorlar, taş bloklar, bazen de şematik göz ve burun gibi

El-Haznesimgelerdir.

El-Hazne’de kullanılan figürler bunlardan çok daha farklı duruyor. Daha çok Mısır, Yunan ve Pagan tanrılarının şekillerini andıran görseller göze çarpıyor. Bundan da anlaşılabiliyor ki, Petra antik kenti farklı dönemler içinde farklı hükümdarların egemenliği altında kalmış ve her gelen yeni yönetim, kendi tanrılarını ifade eden figürlerle, El-Hazneye farklı bir görünüm vermiş. Ama biz yine de bir turcu ya da turist olarak gözlemlediğimiz için tarihi ve egemenlik kısmından ziyade, gördüğümüz güzelliklerin resimlerini çekmekle yetiniyoruz.

El-Hazne

Roman Amfi tiyatro

Dikkat çeken yönleriyle turistlerin en çok inceledikleri yerlerden biri de Helenistik dönemlerden kalan ve 7000 kişilik kapasiteye sahip olan Amfi tiyatrodur. Petra Antik kentin en çok dikkat çeken bu alanı, tamamen dağdan oyularak elde edilmiş. 363 yılında yaşanan bir depremden sonra oldukça büyük bir hasar gören amfi, sonradan restore edilse de günümüzde mühürlenmiş bir şekilde duruyor. Ancak uzaktan bakıldığında bile kendine hayran bırakan yönleriyle göze çarpıyor.

Roman Amfi tiyatro

Royal Tombs

Antik Petra Kenti, farklı güzellikleriyle dikkatleri üzerine çekmeye devam ediyor. Doğrusu ilk zamanlarda hayran kalmıştım, hatta öncesinden bile hakkında duyduklarımdan dolayı bir an önce burayı görme arzusundaydım. Ancak gördükten sonra buraya olan hayranlığımın daha da arttığını söylemem gerekiyor.

Royal Tombs

 

Royal Tombs, El-Hazne’nin kuzeyinde yer alıyor. Burada 5 farklı kaya mezarı bulunuyor. Romalılara ait bu mezarların her biri farklı bir şekilde yapılmış. Urn Tomb, Silk Tomb, Corinthian Tomb, Palace Tomb ve Sextus Florentinus Tomb. Her birinin kendine göre bir yapısı ve incelenmeye değer yönlerinin olduğunu söylemem gerekiyor.

Royal Tombs

 

Nero’nun altın sarayından esinlenerek yapılan Corinthian Tomb, Bizans kilisesi olarak kullanılan Urn Tomb ve diğerleri. Farklı güzellikler, farklı yapılanmalar ve her birinin devasa büyüklükte olması, daha fazla incelenmeye değer yönler katıyor.

Royal Tombs

Roma Yolu

Antik kentlerin yapılanmasını daha önceleri de incelemiştim. Mesela Endonezya ve Malezya’da bulunan antik kentler, Rodos adasının antik şehri ve diğer yerler. Ancak hiç biri Petra kadar ilgimi çekmemişti. Burası küçük bir kasaba değil, tam anlamıyla inşa edilmiş ve her türlü ihtiyaca cevap veren yönleriyle donatılmış bir şehirdir.

Roma Yolu

Roma yolu adı verilen Colonnaded Street Antik tiyatronun hemen çıkışında yer alıyor. Burası şehrin merkezi olarak da biliniyor. Helen mitolojisine uyumlu bir şekilde inşa edilen bu yapıt, görkemli yönleri ve farklı detaylarıyla oldukça göz kamaştırıcı bir şekilde ziyaretçilere açık olan bir yerdir. The Nymphaeum’un hemen sonrasında başlayan ve 6 metre genişliğindeki Colonnaded Street, ticaret merkezinin caddesi olarak biliniyor.

Roma Yolu

Burası da yaşanan depremde büyük bir zarar görmüş durumda yer alıyor. Burayı incelediğinizde, o dönemlerden kalan Pazar tezgahları ve tekstil ürünlerinin satıldığı tezgahlar hâlâ göze çarpıyor. Tam anlamıyla ziyaret edilmesi gereken yerlerin en başında gelen Petra Antik Kenti, Ürdün turu gezimde oldukça dikkatimi çeken yerlerin en başında gelmişti.

Roma Yolu

Qasr Al-Bint

Burası bir tapınak ve Antik Petra Kenti’nin en sonunda yer alıyor. Her ne kadar o zamanlardan çok fazla eser kalmasa da yine Nebati kültürünü ve inancını yansıtan duvar üzerindeki resimleri incelenmeye değer güzelliklere sahiptir.

Qasr Al-Bint

Greko-Romen mimarisi ile yapılan tapınak, zaman içinde farklı hükümdarların hükmetmesiyle birlikte kültür karmaşasının yaşandığı bir yer haline gelmiştir. Bu da duvarlarında ve tapınak içinde farklı figürlerin görülmesine neden olmuştur. Ancak o kalıntıların çoğunun ancak fark edilebilir şekilde kendini gösterebildiğini söylememiz gerekiyor. Yine de görülmeye değer çok güzel yönlerinin olduğunu söylememiz gerekiyor.

El-Deir Manastırı

Petra, daha önceleri putperestlerin yaşadığı bir yerdir. Zaten tapınak ve manastırlarına bakıldığında bunu çok rahatlıkla anlayabiliyorsunuz. El-Deir Manastırı da Petra Antik Kenti’nin en çok göze çarpan detaylarından biridir. MÖ 1. Yüzyıllarda inşa edilen manastır, 47 metre genişliğinde, 40 metre yükseklikte, mozaiklerle süslenmiş bir manastırdır. Ürdün’ün en eski tapınaklarından biri olması da dikkat çeken farklı bir detayıdır. Oldukça görkemli bir yapıya bezenen El-Deir Manastırı, 800 merdivenlik bir yükseklikte yer alıyor. Doğrusu o zamanların imkan ve teknolojisinin kullanılarak böylesine mükemmel bir yapının elde edilmesi, düşündükçe, geçmiş dönemdeki insanların ne şekilde yaşadıklarını inceleme merakını uyandırmıyor değil.

El-Deir Manastırı

Mabdah Dağı’ndan 1,5 saatlik bir yürüme sonunda ulaşılabilen farklı bir yer daha gözüme çarpıyor. Burası The High Place of Sacrifice. Nebatilerin tanrılarına kurbanlar adadıkları yer olarak bilinen bu alanda, Dushara, al-Uzza tanrılarına kurban sunuluyormuş. Ancak bu gün turizm dünyasının bu alana gitmesindeki en büyük neden, Petra Antik Kenti’ni daha yakından incelemektir. Yüksekte olmasından dolayı kenti ayaklarınızın altında hissedebiliyorsunuz. Hayran kaldığım yönleriyle, hayatımın en unutulmaz günlerini yaşadığım Petra Antik Kenti’nde çok daha farklı yerleri görebileceğimi düşünüyorum. Çünkü burası kendi başına bir şehir ve tarih boyunca, kendinden en çok söz ettiren yerlerden bir yerdir.

The high place of sacrifice

Oldukça güzel ve keyifli zamanlar geçirdiğimiz Petra Antik Kenti’nde zamanın nasıl geçtiğini anlamamıştım. Doğrusu rehberlerin anlatımlarını bile çok fazla dinlediğimi söyleyemem. O kadar güzel yerler, muazzam yapılar ve MÖ yıllarından bu yana kalmayı başaran yapıtların görkemli güzellikleri karşısında farklı bir şeyle ilgilenmek için gözlerimi kapatmam gerekiyordu. Öyle düşünüyorum ki bu alanı görmek amacıyla gelen birçok turist de benim gibi verilen bilgileri çok fazla dinlemek yerine Antik Kentin güzelliğine kapılıp gitmişlerdir.

DÜŞÜNCELERİNİZİ BİZİMLE PAYLAŞIN, YORUM YAZIN!

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.